Bir insan mesleğine aşık olur mu? Ben aşıktım yazılıma. Aramızda kalsın, zaten bu iş aşk olmadan çekilecek bir iş değil. Aşkınız sayesinde sürekli gelişmeleri takip ediyor, yeni şeyler görmek ve okumak istiyor, saatlerce kod yazıyor, debug yapıyor, gereksiz projeler üretiyor, boş zamanınızda yine onunla olmak istiyor ve gereksiz projelere gönüllü olarak katılıyorsunuz.

Şunu da unutmamak lazım; yazılımcılar ağaç gibidir. Hayır kızlar odun değil, ağaç gibi. Ağaç gibi zor yetişir, emek ister, zaman ister, ilgi ister, bilgi ister. Ancak bunların ardından meyve verebilir. Bazı meslek odalarının iddia ettiği gibi diploma almanız da yetmez, hayat tarzı olarak benimsemeniz lazım.

Şu an 28 yaşındayım (2014)  Türkiye şartlarında birçok erkeğin imrendiği bir hayat yaşadım şu ana kadar. İmrendiğinden kasıt hayatı maddesel anlamda her yönüyle yaşadım. 18 yaşında başladım bilişim sektöründe çalışmaya ve dört yıl freelance çalıştım. Ofis ortamında çalıştığım ilk işyerinde tek erkek çalışandım, Çırağan’da siyasilerle yemek de yedim, Suada’da açılış galası partileri de verdik, ünlü iş adamlarıylada tanıştım, tabi benim değildi ama Maserati Quattroporte GTS ile İstinye’de de göründük, kızlarla otel odasında yastık savaşı da yaptık, Barbaros Shell Petrol’ün marketindeyken Porsche’li bir hatunun arabayla markete dalmasını da yaşadım,  birine benzetilip silahlı saldırıya da uğradım, yaptığım espri yüzünden aynı gün soyulan PTT şubesi için ifadem de alındı, işim gereği Türkiye’nin farklı illerinde 4-5 hafta yaşama şansı da buldum, en nefis otellerde kaldım, sahil şehirlerinde kaldığım otellerde dalga sesiyle uyandım sabahları, yazdığım yazı yüzünden Amerikalı kahve markası tarafından dava edilmek istendim, fotoğraf stüdyosu olan işyerinde Slav modellerle çalıştım, yemeğe de gittik, eğlenmeye de neyse… Bunlar aklıma gelenler, genç bir erkek için fena sayılmaz hayatı elimden geldiğince sol şeritte hızlı yaşadım. Peki nasıl oldu bu meslekte? İşin püf noktası yazılım şirketinde değil başka sektörde (özellikle hizmet sektörü) faaliyet gösteren bir şirkette yazılımcı olarak çalışmak. Tavsiye edilir, hayata, ticari hayata, insanlara dair çok şey katacaktır size. Her şeyden önce kişisel ağınız büyüyecektir.

Neden yazılımı bırakma kararı aldım?

Uzun süredir hayatımda bir şeyler istediğim gibi değildi. Her sabah uyandığımda “bu mesleği ömür boyu yapmak istediğine emin misin?” diyordum kendime. Nefes alamıyordum artık. Sorunum maddi falan da değildi. İş değiştir dediler, değiştirdim ama değişen bir şey olmadı. Fırsat buldukça sektörün üstadlarıyla da bu konuyu konuşuyordum. İlginçtir 2014 yılına kadar aklıma hiç böyle bir şey gelmemişti. Hatta, kafe açma hayali kuran sektörün deneyimli kişilerini hayretle dinler “aşk işi hocam bu sevmeyen yapamaz” derdim. Öfkelenirdim de hafif, haddim olmayarak. “Yapamıyorum de anlayalım” derdim içimden.

Her yeni işte kendimi kanıtlamaktan yoruldum

Meslekte belli bir yılım geçti, enterprise ölçekli CRM-ERP ve e-Ticaret projelerinde proje yöneticiliği de yaptım. Gerek yer aldığınız projeler gerekse sektörün ileri gelenlerinden oluşan şahıs referanslarınız ne kadar dolgun olursa olsun her girdiğiniz işte kendinizi kanıtlamanız beklenir. Kendinizi kanıtlarsınız, hatta iyi kanıtlarsınız sizi proje yöneticisi yaparlar bu sefer daha fazla beklenti vardır üzerinizde, artık kendinizi daha çok kanıtlamanız gerekmektedir. Yetmez projede yer alan insanların nazını çekersiniz, onları motive etmek her daim göreviniz. Size bağlı kişileri dinleyip, anlayıp, sorunları varsa çözmek zorundasınız. Siz mi? Siz zaten güçlüsünüzdür ve yetkinsinizdir yoksa boşuna mı proje yöneticisi oldunuz?  İnanın o kadar yoruldum ki bu durumdan.

Meşgul bir yaşamın yavanlığına karşı dikkatli olun.
– Sokrates

Kafede devam eden mesailer

Mesai biter, çıgınızdır, sıradışıyızdır, yazılımcıyızdır, bize her yer ofistir. Çıkılır ofisten Starbucks değilse ikamesi bir yerde bilgisayarlar açılır, kahveler gelir, çalışmaya devam edilir, fotoğrafları çekilip yer bildirimi yapılır. Ay sonunda sus payı olarak neyse fiyatın, ne kadar ediyorsan maaşına ek mesai olarak eklenir. Bazı yerlerde mesaine de eklenmez, çünkü gittiğiniz mekanda yediğini içtiğini patron ödemiştir, daha ne istiyorsun?

Patronun telefonda favori listeme girmesi

Sanırım ağustos ayıydı. Eve giderken annemi aramak istedim. Bir şey dikkatimi çekti, patronla ve çözüm ortaklarıyla o kadar yoğun telefon trafiği yaşamışız ki patronu favori listeme almış telefon. Sık kullanılanlar olsun al oraya ama favori nedir yahu. Annem mi? Babamla ve kardeşlerimle birlikte patronun altındaki sırada yer alıyorlardı. Hergün ailemden çok bu insanları görmem yetmiyormuş gibi üstüne favori listemde ailemden üstte yer alıyorlardı. Telefon bana bir şeyler anlatmak istiyordu kısaca.

Ofis penceresinden dünyayı izlemenin TV izlemekten farkı ne?

Dışarı güneşli ofis penceresinden bakarsın, dışarı yağmurlu ofis penceresinden bakarsın, güzel bir rüzgar var hissedemezsin ama ofis penceresinden bakarsın. Güneş doğarken gider, güneş batarken çıkarsın. Hayatı ofis camından izledikten sonra TV izlemekten farkı ne bu olayın? Rüzgarı hissedemedikten sonra, güneş gözünü alamadıktan sonra dışarıdaki hayat sadece National Geographic belgeseli kadar keyif verebilir. Evimin yanındaki parkta kışın kestane, yazın mısır satan adama “Senin işin de zor. Kışın soğuk, yazın sıcak” demiştim “Ne zoru kışın yağmur, yazın güneş ikisi de güzel.” demişti. Yaşamak böyle bir şey sanırım.

Sadece istediğim kitapları okumak istiyorum

Kitap okumayı severim yatmadan önce en az 45 dakikam geçer kitapla. Ama artık APress, Wrox gibi yayınları takip etmekten yoruldum. Literatürü takip etmekten, onlarca yerli yabancı sektörel Twitter hesabını takip etmekten, binlerce sayfa makale okumaktan, yeni çıkan yazılımsal zımbırtıların örnek kodlarını incelemekten yoruldum. Artık sadece istediğim kitabı okumak ve hayata dair bir şeyler okumak istiyorum.

Maaşa inanmıyorum

Maaş yönünden sıkıntım yok ama artık maaşlı bir işin bana göre olduğuna inanmıyorum. Memur çocuğuydum, sonuçta maaş ne kadar iyi olursa olsun maaştır. Aylık ederindir. Her şeyden önce istediğim zamanı ve hayatı bana veremeyecek. En iyi ihtimalle sektör ortalamasından 500 – 700 TL fazla maaş alırsınız sus niyetine, ağrı kesici niyetine de şirket arabası verirler.

Her şeyden anlaman istenmesi

Bu kriterler pek karşıma çıkmadı işin aslı. Çıksa da tasarımdan gelen biri olarak pek zorlanmadım bu kriterlerle ama bugün para sıkıntısı olmayan holdinglerin bile iş ilanında saçma sapan kriterler var. Sorun bu kadar kritere sahip olmak değil. Sorun sizi iki kişinin görevinde, iki kişi gibi çalıştırıp tek kişi olarak fiyat/performans değerlendirmeleri yapmaları. Şu anki işimde böyle bir sıkıntım yok ama yaşadığımız ekosistemde böyle bir sorun var. Bugün ona, yarın bana, başka birgün sana.

Türkiye’de işgücü hiçbir zaman sermaye olarak görülmedi. Nakit sermayeyi kemiren bir unsur olarak görüldü. İK departmanları verimlilikten çok, personeli nasıl yasal yollardan en ucuza en fazla işi yaptırabiliriz ve nasıl masrafsız ve yasal işten personeli çıkartırız etrafında kurgulandı. İK uzmanlarının verimlilik ve motivasyon sohbetleri sadece konuşmacı olarak gittikleri etkinliklerde ve yazdıkları yazılarda var.

Potansiyel eşek olarak görülmek

Öyle bir meslek icra ediyorsunuz ki iş hayatı dışında da herkesin bir şekilde işine yarıyorsunuz. “Ya sadece şuradan veriyi çekecek, şunlar olacak bu kadar” yani “para isteme” demeye getirilen tuhaf yaklaşımlar. İlginçtir bu kişilere ücret tarifesi sunduğunda anormal tepkiler veriyorlar, küfür etsen daha iyi yeterki ücret isteme. İyide ömrümüzden bir parçayı, zamanımızı ayırıyoruz. Merak ediyorum acaba bu tipler benim için veya başka bir yazılımcı için bir saatini dahi harcar mıydı? Cevap, hayır.

İnsanların çoğu hayatlarının sonunda geriye dönüp baktıklarında molalarda yaşadıklarını görürler. Takdir etmeden ve zevk almadan geçip giden şeyin aslında hayatları olduğunu gördüklerinde şaşırırlar. Ve böylece umutlarla kandırılan insan ölümün kollarına koşar.
– Arthur Schopenhauer

Değişen tek şeyin aynadaki görüntüm olması

Saçlarım hafif döküldü, sakallarda bile beyaz var artık. Peki bu kadar yıl ne değişti? Mesleki olarak, kişisel gelişim olarak gelişmek haricinde hayata dair nelerim değişti? Yaşadığım şehir aksiyonları, modern hayatın bugları, akşam partileri, haftasonu etkinlikleri haricinde hayatımda neler oldu? Hayat bu kadar sığ mı? Her yıllık izinde üç beş günlüğüne gezip gördüğüm yerler dışında nerelerde nefes alabildim?

Artık sadece kendi stresimi çekmek istiyorum

Her ne kadar işinizi iş yerinde bıraksanız da eve gittiğinizde işle ilgili bazı şeyler kafanızdadır. Yatağa girersiniz kafanızı meşgul edecek bir şeyler vardır. Çalıştığınız şirketin ekonomik iniş çıkışları dahi sizi rahatsız ediyor ister istemez. Yeri geliyor berbat bir ciroyla iki ayı geride bırakıyorsunuz. Biliyorsunuz ki gemi su alıyor al sana stres ve uykusuzluk. Sonra şirket toparlıyor oh be diyorsunuz vs. Acaba bu yıl zam yaparlar mı diye düşünüyorsunuz arada bu da ayrı bir stres. Büyük ve iyi bütçeli şirketlerde çalıştım ama artık çalıştığım şirketlerin bu sıkıntısına ortak olmak istemiyorum. Üstelik Türkiye’de özel sektör bu kadar vefasız ve duygusuzken. Madem bu kadar stres yaşıyorum en azından kendi işimin stresimi çekerim, cirom düşüyorsa da benimdir yükseliyorsa da benimdir. Kendi iniş çıkışlarım beni uykusuz bırakır, kendim için uykusuz kalırım en fazla.

Kimileri bu kararım için tükenmişlik sendromu dedi, kimileri girişimci yapın var kendi işini kurmadığın için bütün bunlar dedi, kimileri son yıllarda aktif olduğum e-ticaret ve dijital marketing alanını daha çok sevdiğimi söyledi, kimileri zaten özgürlükçü bir tarafın vardı belliydi böyle olacağın dedi, kimileri kafayı kırmışsın dedi, kimileri zaten beşeri yönün güçlüydü, hareketi seven birisin yapına uygun değildi dedi, herkes bir şeyler söyledi. Bilirsiniz herkes sadece bir şeyler söyler.

Gençliğin bakış açısından bakıldığında hayat sonsuz derecede uzun bir yolculuktur: yaşlılıktan bakınca çok kısa bir geçmişe benzer. Gemiyle uzaklaştığınızda kıyıdaki nesneler daha küçük, tanınması ve ayırt edilmesi daha zor hale gelirler, aynı şekilde olaylar ve etkinliklerle dolu geçmiş yıllarınızı da tanıyamazsınız.

– Arthur Schopenhauer

Sorun neydi?

Sorun meslekte değil, sorun yazılımın doğasında değil, sorun bu güzel mesleğin üçüncü dünya ülkesi olan ülkemizde yapılmaya çalışılması. Amerika, Malezya, İngiltere gibi ülkeler outsource işler yaptım. Birgün paramı alamadığım olmadı, sürekli aramadılar, uygulamada telefon numarası girilecek alana “harflerle yazmaya çalışıyorum ama kabul etmiyor bozuk sanırım bu program” gibi geridönüşler yapmadılar veya “altı üstü iki kod yazacaksın yav” diyen olmadı. Saygı da gördüm para da kazandım yurtdışı işlerimde. Şirket bünyesinde çalıştığınızda bu sorunu yaşamıyorsunuz, maaşınızı alıyorsunuz ama dedim ya ben maaşa olan inancımı da kaybettim. Bütün bunları düşününce sonsuz döngüye giriyorsunuz. Bu çıkmaz aylarca o kadar fazla kafanızı kurcalıyor ki bir yerde devreleri yakıyorsunuz.

İşverenlere tavsiye

Yazılımcı özgür olmalı, özgür olmalı ki üretebilsin, verimli olabilsin. İşe giriş çıkış saatleri olmamalı. Haftada belirli bir çalışma saati uygulamanız yeterli (35-45 saat arası) belki bir kısım yazılımcılar gece çok iyi kod yazıyordur veya gündüz biraz yaşayıp nefes alıp gecelemek istiyordur işinde. Bu yöntemi uygulayan global yazılım ve teknoloji firmaları enayi ya da işi bilmediklerinden değil herhalde? Verimliliği, motivasyonu ve personel sadakatini artırdığı için.

İşgücünü lütfen bir sermaye olarak görün artık. Ofisinize nasıl bakım onarım yapıyorsanız, ofisiniz nasıl taşınmaz sermaye ise, lütfen personelleri de sermaye olarak görün, bakımını, onarımını yapın, ilgilenin.

Genç yazılımcılara tavsiye

İmkanınız varsa belli bir tecrübeden sonra yurtdışına çıkma yollarını arayın. Bu nezih mesleği değeri ve değeriniz bilinen bir yerde yapın. Yurtdışına çıkamıyorsanız veya öyle bir fikriniz yoksa kendi ağınızı güçlendirin unutmayın ağınız kadar değerlisiniz iş hayatında. Freelance kültürüne sahip çıkın. Yurtdışından çok rahat freelance işler alabilirsiniz outsource projelere dahil olabilirsiniz. Yurtiçinde freelance tarafınızı da güçlü tutmanız gerekiyor bu size yeni imkanlar çıkaracaktır. Eğer ileride yazılımla ilgili bir alanda kendi işinizi yapmak isterseniz yeterli portföye ve bağlantıya zaten sahip olmuş olacaksınız.

Dil milliyetçisi olmayın. Java, C#, Python, PHP, ASP.NET vs… Her dilin güçlü ve zayıf olduğu yönler var. Ayrıca her dilin güçlü ve zayıf olduğu platformlar var. Takım tutar gibi dil taraftarlığı yapmayın bu sizin mesleki gelişiminizide sekteye uğratır. Bir dilde uzmanlaşmak gerekir, bir dilde kendinizi bulursunuz ama onun fanatikliğini yapmak pek akıl karı değil.

Kendinizi fazla yıpratmayın ve yazılım dünyasında her yeni çıkan şeyi takip edin inceleyin ama hemen öğrenmek ve projelerde kullanmak zorunda hissetmeyin, yoksa benim gibi devreleriniz yanar. Türkiye’de önemli olan maalesef bir işin çok iyi olması değil bir şekilde hızlı ve ucuz olması. “Ayağımı yerden kessin yeter” diyenler bu sektörde de var. Müşterilerde, işverenlerde bu kafada. Siz kendinizi tüketmekle kalırsınız, sonrası burnout.

Bundan sonrası…

Bir süre ekran görmek istemiyorum. Kod görmek istemiyorum. Hobim olan dijital medya, ve son iki yıldır işim gereği mutfağında olduğum e-ticaret ile ilgim devam edecek. Sonrasında hobi amaçlı yeni yetmeler için sıfırdan makale serisi yazmayı planlıyorum. Uygulama pratikleri olan makale serileri olabilir, belki hiç yazmayabilirim bilemiyorum, kafam karışık. Tek bildiğim, artık dijitalin mutfağından kod yazarak para kazanmak istemediğim. Belki sonra hobi olarak gönüllü projelerde devam edebilirim. (kesin değil)

Son olarak

Yazılım bana çok şey kattı. Hayata ve olaylara bakışımı değiştirdi, güzel insanlarla tanıştım, güzel insanlarla çalıştım, sağlam dostluklar kazandım, egom ve cebim tatmin oldu, düşünce yapım değişti, Türkiye şartlarında bir çok genç için güzel denilebilecek bir hayatı sundu bana bu meslek. Belki yine yazılımın verdiği düşünsel birikimlerle bırakma kararını aldım, bilemiyorum.

Eğer yazılımla ilgilenecekseniz, size çok şey katacaktır. Çocuklarınız varsa çocuklarınıza kod yazmayı ve uygulama geliştirme mantığını öğrenmesi için eğitimler aldırın. Bugün bir çok oyunla yazılım öğreten internet sitesi var bunları kullanın. Çocuğunuza belkide zihinsel ve düşünsel gelişimi için hayatının iyiliğini yapmış olacaksınız.

Yazdıklarım, düşündüklerim ve kararım doğal olarak tamamen özneldir. Genel geçerliliği yoktur. Sonuçta insanoğlu fiziksel olduğu kadar zihinsel olarak da GUID bir yapıya sahip. Benden buraya kadar, bu işi ömür boyu yapabilecek sabırda ve heyecanda insanlar da var. Ben heyecanımı kaybettim.

Daha fazla nefes alabilmek umuduyla.

 

 

Showing 217 comments
  • Adem
    Cevapla

    Merakımı mazur görün, Şimdi ne iş yapıyorsunuz? Nelerle ilgileniyorusunuz? yazılarınız çok güzel çok akıcı gerçekten soluksuz okunuyor. Merak ettim açıkcası. Ama eskisinden daha mutlu olmanız beni sevindirdi:) Okurken yakınlık hissediyor insan 🙂

    • Ahmet Çığşar
      Cevapla

      Adem merhaba,

      e-Ticaret ve dış ticaret ile ilgileniyorum. Bu aralar e-Ticaret firmalarına tedarik zinciri sunacak yeni bir proje üzerinde çalışıyorum. Mesleğe veda ettiğimden bu yana tek satır kod yazmadım artık bu işi yazılıma uzun vadede gönül verecek heyecanlı gençlere bıraktım. 🙂

  • V Hamza
    Cevapla

    Hemen hemen aynı yaştayız. Bende sizin duruma benzer bir depresyon yaşadım. Ve kendime etrafımdkailere. Artık emekli oldum dedim. Ama emeklilik maaşı almıyorum tabi 🙂
    İnsanın kendi iç sesi evt, heyecan bittimi herşey biter abi. bu ikili ilişkilerdede aynı. evt bu meslek aşk ile yapılır. bende aşıktım. ve heyecanını tüketiyorlar yoruyorlar insanı. İş hayatının adamları.
    İşten anlamayanlar kendi şirketlerini kurup kendi aşklarını ocaklarını yaptılar. bir yazılımcı da ileriye dönük kendine proje ve hayatında para döndürecek yöneticisi olacak bir işe sahip olmalı. yoksa ömür boyu kod yazılacak bir heyecan çok az kişide bulunur.
    Türkiye şartları bunu gerektiriyor

  • tuba
    Cevapla

    3yildir yazilim ile ugrasiyorum suan kurumsal dedigimiz buyuk bi sirkette çalışıyorum ve son 6aydir yanlis meslek mi sectim acaba ömrümün sonuna kadar nasil yapacam demekten kendimi alamiyorum.insanlarin egosundan cikar catismalarindan 3yil gibi kisa bi sürede yoruldum.Yazinizdaki beni en cok etkileyen hayata ofis penceresinden bakmak tv izlemekten ne farki var . Kisa bir süre önce disarda kar yagarken hissetiklerim “disarda kar yagiyor mevsimler geciyor ama biz dört duvar arasinda sıkışıp kalmisiz” ne icin sözde hayat standardimizi yükseltmek için hayat standartimizi calarken.Sadece paylasmak istedim hayatinizda umarim mevsimleri percere arkasindan izlemezsiniz

    • Ahmet Çığşar
      Cevapla

      Selamlar,
      Yorumunuz ve güzel dilekleriniz için teşekkür ederim. Aslında tüm sektörlerde ego sahibi bir kitle var. Bu coğrafyanın sorunlarından biri olduğuna inanıyorum. Aile ve okul eğitim-öğretimi ne iş hayatına ne insan ilişkilerine hazırlıyor bireyi. Bir yılı aşkındır kendi işimle uğraşıyorum daha çok üretim ve dış ticaret odaklı bir iş. Belirli bir çalışma saatim yok, ofisin içi kadar bahçesinde çalışıyorum bazen bir mekanda ya da başka şehirde. Sanırım istediğim hayatı kurdum hepsinden öte mutluyum sonuçta. Teşekkürler tekrardan.

  • Yusuf Ozan Nurçin
    Cevapla

    En son ne zaman bir yazıyı bu kadar nefes almadan okuduğumu bilemiyorum. Müthiş yazında sadece bu işi yapanların değil, bu döngü içerisinde olan ve sorgulamak için kendine zaman yaratabilen birçok kişinin kendini bulacağına eminim. 🙂

  • Erkin Sönmez
    Cevapla

    Şimdi ne yapıyorsun ?

    • Ahmet Çığşar
      Cevapla

      Deri ürünleri, üretimi ve ihracatı diyelim kısaca içeriği çok geniş çünkü.

  • Duygu Karagoz
    Cevapla

    Merhaba:) bende meslekte 2 yilini dun doldurmus ama ayni celiskilerle uyanan bir dost.bir yazilimci degil elektrik muhendisiyim ama genel sektor hep ayni saniyorum.cogu zaman bizim sektorumuzde yahut is yerimizde birtane akli basinda adam nicin yok diye dusunup duruyorum..blogunuzu freelancer mi olsam ben acaba derken buldum sonra yazilimcilara tavsiyeler ardindan da veda sanirim asil aradigim makale bu imis:)bende blogunuzu takibe devam edecegim tecrubelerinizi paylasip yalnizligimizi kirdiginiz icin sahsim adina tesekkur ederim, darisi basimiza olsun insallah!:)

    • Ahmet Çığşar
      Cevapla

      Duygu selam, içten yorumun için asıl ben teşekkür ederim. Hayat durağan değil, biz de durağan olmamalıyız. Türkiye’de bu meslek maalesef değersiz, dolayısıyla bu mesleği icra edenler de değersiz oluyor. Malum zamanla yıpranıyor insan ve hayatı ıskalamaya başlıyor. Hayatı ıskalamamak için cesur kararlar vermek gerekiyordu…

  • Ayşe Meltem
    Cevapla

    Nasıl da benden içerimden bir yazıydı öyle, kalemine sağlık.. Geriye dönüp baktığımda onca emeğe özveriye karşılık yalnızca ruhumu sattığımı ve yavaş yavaş bir ruh hastasına dönüşüyor olduğumu hissediyorum sadece.. Kesinlikle bu mesleğin bu ülkede yanlış anlaşıldığı kanaatindeyim. Evet sistemlerin 7/24 çalışması gerekir ancak insan organizması 7/24 çalışamıyor maalesef.. Gecenin bir yarısı aranmak, bilinçli olarak eğitimlerin haftasonu veya tatillere programlanması, fazla mesai ödemesi yapılmamasından güç alan patronun “iş biterse gidersin” söylemleri artık gerçekten midemi bulandırıyor.. Bu sene kendime bir güzellik yaptım fakat, yıllar yılı arkadaşlarımın özellikle ısrar ettiği yazarlık macerasına attım kendimi. Haftada 1 gün de olsa o kadar huzur doluyorum ki, ama bu sefer de uzayan her mesaide okuyamadığım textleri izleyemediğim filmleri düşünüp içten içe sinirden yanıyorum.. Ayrılık vakti geldi de geçiyor aslında, ama insanoğlu kolay bitiremiyor uzun süren ilişkileri, özellikle de bu ülkede. Ankara gibi bi şehirde, zamanında bulmuş olduğun kurumsallık, düzenli gelir akışı demek olduğundan adeta bir fahişe gibi inanmadan nefret ederek yaptığın işi yapmaya devam ediyorsun.. Bir gün aynı cesareti gösterebilmeyi umuyorum ben de kendi adıma. 30 yaşında bu denli başarılı olup yaptığı işten bu denli nefret etmek de varmış yaşanması gerekenler arasında. Umarım birgün tek satır kod görmem, saatlerde yazabilirim, okuyabilirim, evet sadece istediğim kitapları, zorunda olduklarımı değil..

    • Ahmet Çığşar
      Cevapla

      Kurumsallık konforunu iyi bilirim. Aylık gelir bellidir, sigortan yatıyordur falan… Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi saçma sapan şartlarda yaşıyordum bende. Olay delirme noktasına gelip konfor alanında çıkabilmekte. Konfor alanından kasın rahatı bozmak değil, durağan ve güvende hissettiğin yaşam ortamından ayrılmak. İşte o zaman her şey değişiyor. Ben işi bıraktığımda bir planım yoktu. Baba memur anne ev hanımı olayı bir şey de yok aileden gelen. Artık hem yaşam standartım hem ruh halim eskiye nazaran oldukça iyi durumda. Hayat öyle güzel sürüklüyor ki tek yapman gereken mutsuzluğu terk etmek. Bu arada üslubun gayet iyi bence yazmalısın. Teşekkürler yorumun için.

  • Kamil Güney
    Cevapla

    Merhaba
    Bu güzel yazınız için çok çok teşekkür ederim. 2 Yıl önce yine bugün bu yazınızı okuduğumda, facebookta “Galiba bende bu düşünceye yaklaşıyorum” diye üzülerek paylaşmıştım yazınızı. Şimdi ise yaklaşmaktan öte birebir yaşıyorum. Belki sizin ki kadar şatafatlı bir hayat yaşayamadım, sizinki kadar paralar kazanamadım yada sizinki kadar büyük projeler içindede olamadım ama aşıkTIM mesleğime ve artık eskide kaldığını hissedebiliyorum. Siz düşüncenizi faaliyete geçirip huzuru bulmuşsunuz tebrik ederim. Umarım darısı bana ve benim gibi bu mesleğe olan aşkını yitirmiş arkadaşlara nasip olur.Hislerinizi kaleme alarak bizler adına da tercüman olduğunuz için tekrar teşekkür ederim. Umarım huzurunuz daim olur.

  • Boğaç Erel
    Cevapla

    Bir yazılımcı olarak, teşekkür ederim, altına gözüm kapalı imzamı atabileceğim bir yazı olmuş. Sorunlarımızı ve olası çözümleri çok güzel sunmuşsunuz.

  • Taylan
    Cevapla

    16.02.2017, saat 10:00… Fabrikadaki odamda pc’nin başında ne arıyordum da nereye geldim ve buldum sizi anlamadım. Bir yazılımcı değilim, mühendisim. 16 yıllık mesleki kahır hayatımdan bana kalan bakiye; her bir “Bordro Mahkumu” aslında meslek dalına bakmadan aynı kazanda öğütülüyor. Kazan… Size bana kepçelerin sayıca fazla olduğu bir ortak sofrada çay kaşığıyla yemek yemeye çalışan bizlerin aş teknesi ya da patron denen evrenden şanslı kıçı bal damlatan et yığını robotçukların gece gündüz uğrunda koştukları o mükemmel fiil!

    Çok uzatmayayım istiyorum. Bizde bu Bordro Bereli’lik aşkı, dışarıda da ego ile duyguların sonu belli savaşı devam ettiği sürece daha çooook küçük bir sahil kasabasında cafe açma hayalleri ile yaşarız gibime geliyor.

    Yazdıklarınızda çokça haklısınız. Umarım son mesajınızdan bu yana aldığınız doğru kararın ve güzel getirilerin keyfini sürüyorsunuzdur…

    Belki bir gün bir yerlerde görüşmek üzere…

Leave a Comment